AfrikaMadagaskarÜlkeler

Gidiş dönüş 17 günlük Madagaskar biletlerimizi aldıktan sonra, 3 kişilik ekibimizin istekleri doğrultusunda bir rota çıkarma işi bana düştü.

İstekler şu şekildeydi:

  • Olabildiğince çok yere gitmek (Bu düşünce çok gezen insanlara yakışmaz ama ne yapalım? Bir daha ne zaman Madagaskar’a yolumuz düşer belli değil.)
  • Geçtiğimiz yoldan bir daha geçmemek (Güzel bir hayalmiş.)
  • Ranomafana Yağmur Ormanı’nda yürüyüp lemurlarla sohbet etmek
  • Isalo Kanyonu’na gitmek
  • Baobap ağaçlarını görmek
  • Yüzmek

Sonra ben haritaya baktım ve şöyle bir şekil çizdim. Çok mantıklı geldi.

Hayali Madagaskar Rotası

Google Maps benim çizdiğim rotada bir yol önermeyince “Bu da hiçbir işe yaramıyor!” diye söylenerek forumlara daldım ki minik bir problem söz konusuymuş. Madagaskar’ın batı kıyılarında yol yokmuş. Zaman zaman dere yataklarından geçtiğiniz, kumda ilerlediğiniz ya da arabalı vapur(!) kullandığınız zorlu bir yolculukla ilerlemek mümkün ama.

Arabalı Vapur Kuyruğu

Biz “Oley kimsenin olmadığı kıyılar ve macera!” çığlıklarıyla kabullendik bu gelişmeyi. Yaklaşık 400km’lik bir mesafeyi deniz molaları ve konaklamalarla 4-5 günde aşabiliyorsunuz. Bu yolu yapmak istemiyor ama haritada işaretlenen noktalara illa gideceğim diyorsanız, ara ara uçak kullanabilir ya da aynı ana yollardan güneye in çık, batıya git gel yapabilirsiniz. Ancak şimdi dönüp bakınca, bu yolda ayak bileğimi kırmış olmama rağmen “İyi ki gitmişiz!” diyorum. Madagaskar’ın batı kıyılarında olma fikri midemdeki gezme delisi hücreleri harekete geçiriyor. Bu duyduğunuz “gluk gluk” sesler ve tıktıktıktık kalp atışlarımın nedeni bu.

Çok zahmetli bir yolculuk olduğu ve uzun sürdüğü için turlar genelde batı yıkılarına gitmeyi tercih etmiyorlar. Ayrıca mutlaka 4 çekerli bir araç ve rehber şoför gerekiyor. Hemen suratınızı ekşitmeyin. Evet ben de bitli turist olmayı seviyorum, bazen zorunluluktan, bazen bulunduğum yere daha iyi karışabilmek için. Ancak batı kıyılarında ilerlemek istiyorsanız bu pek mümkün değil. Yolların durumu hakkında bir fikir edinmek için alttaki videoyu izleyebilirsiniz. 

Şoförünüz de yolları iyi bilmeli ve deneyimli olmalı. Bizim 16 yaşında gösteren rehber şoförümüz Mami, seyahatin sonunda “Bu yolu genelde birkaç araç geçeriz, böylelikle bir sorun olursa diğerleri yardım eder. İlk defa tek başıma geçiyorum ve doğrusu kabul ederken tereddüt ettim” dedi. İyi ki başında söylemedi bunu. Özellikle “Bu kadar derin sudan geçebilecek miyiz şimdi cınım Mamicim?” diye başının etini yediğimiz sıralarda. Çok iyi kullandı ama, isteyenlere iletişim bilgilerini verebilirim.

Mami, Ejderhası ve Yolcular

Diğer bazı turistlerin yollarda nasıl rezil olduğunu gördükçe Mami’ye sarılasımız geldi bizim. Şimdi, diyelim ki siz annenizin karnından 4X4 ile çıkmışsınız, “Aman o yol da ne, abartma.” diyorsunuz, bu yolu geçecek şoförsüz 4×4 bulmakta size başarılar dilerim önce. Bulsanız da daha pahalıya gelir büyük ihtimalle. Sonra yollarda işaret falan beklemeyin. Ayrıca halkla anlaşabilmeniz lazım. Yok, sadece yol sormak için değil (genelde soracak kimse olmuyor zaten), polise rüşvet vermek, yolu kesen köylülere ödeme yapmak, size tuzak kurup aracınızın kuma saplanmasına neden olan gençler başınıza üşüşüp “Yardım edelim mi abla?” diye cüzdanınızı boşaltmak istediklerinde bu duruma hazırlı olmak için. Bir de zebu (Afrika öküzü) hırsızları meselesi var…  Bunlar bizim “at hırsızı kılıklı” dediğimiz tipler, ama gerçekten zebu da çalıyorlar. Hatta bir keresinde zebuyu bağlamış, deli gibi koşan birilerini gördük ama Mami yorum yapmadı. Neyse efendim, Madagaskar’da bunlar akşamları yolu kesip turistleri soyuyorlarmış. O yüzden hiçbir şoför gece yolculuk yapmak istemiyor. Bütün bu konuşmalar karanlığa kaldığımızda benim ciddi şekilde ürkmeme neden oluyordu.

Ütüyle Çektiğim Yangın

Hele bir gün kilometrelerce yanan otların içinden güneşi batırdık. Etrafta başka kimse yok, dümdüz bir yol ve ateşin içinden gidiyoruz. Cehennemde yolculuk gibi… Ancak o ürpertiye manzaranın güzelliği ve dünyanın bir ucunda yalnız olma hissi karışınca, kelimelere dökmekte zorlandığım bir keyif de yaşadım.

Uzun ve yorucu bir yolculuğa hazırsanız, açılmayan cama 3 kere vurup indiriyor ve sıkı tutunarak yola koyuluyoruz. Bizi neler bekliyor? Aslında bu yolu çok zor kılan ne sıcak ne engebeli yollar ne de alıştığınız bazı lükslerden uzak olmak. Bizim için en zoru daha önce düşünemediğimiz / değerlendiremediğimiz bir yokluğun içinden geçmek oldu. Madagaskar’ın bu unutulmuş kıyısında yağmurlu mevsimde yolları tamamen kapanan halk, derme çatma kulübelerde açlık sınırında yaşıyor.

Madagaskar- Köy

Siz 4 çekerli aracınızla o köylerden geçerken bağırarak arabanın yanından koşan çocuklar ve kafalarını şöyle bir kaldırıp bakmakla yetinen aileleri, acayip bir utanç duygusu yaratıyor.  Bir yandan da birçok Madagaskarlı geçimini turizmden sağlıyor, gitmemek de bir çözüm gibi gözükmüyor.  Neyse ki Madagaskar’ın bizim gördüğümüz kısmında büyük oteller değil, genelde sürdürülebilir turizm yapan işletmeler vardı.

Belo Sur Mer – Madagaskar

Ancak Fransız sömürgesinden kurtulup yine çoğunlukla Fransızların işlettiği pansiyonlarda çalışmak ne kadar iyi? Ne kadar etik? Bilemiyorum. Sonra bu yöre halkına kalabalıktan ayrı rastlarsanız sizden korkuyorlar. Bir mola yerinde fazladan yemek gelince, yanımıza alıp çocuklara verelim diye düşündük. Arabayı yavaşlatmamızla yol kenarındaki çocukların tüymesi bir oldu. Arkadan gelen anneyle baba, Mami’nin durumu açıklamasından sonra sevinç içinde yemeği aldılar. Gezerken en zorlandığım konulardan biri nasıl yardım edebileceğimi, yapabileceğim yardımın faydadan çok zarara neden olup olmayacağını kestirememek. Bu bakımdan da yanınızda nasıl davranmanızı söyleyen birinin olması iyi oluyor. Kaldığımız yerlerin birçoğundaki “Odaya kendi çocuğunuz dışında bir çocuk sokmanız yasaktır” yazısını da sonradan fark etmeye başladım. O çocuklar, araba yanlarına yanaşınca korkmakta çok haklıydılar. İlerleyen günlerde, batı kıyısının ortalarında bir yerlerde, sırtında çocuğu, elinde topladığı samanlar yürüyen bir kadın, bizi görünce elindekileri yolumuzu kesecek şekilde fırlatarak koşarak uzaklaştı. Çok korkunç bir andı. Neden yaptığını anlayamadık. Sonradan bize dediler ki “Fransızların sömürge zamanı yaptıkları hala anlatıldığı için, böyle uzak yerleşimlerde yaşayanlar korkuyorlar.” Ancak bu kötülüklerin eski zamanlarda kaldığına inanmıyorum. Oteldeki yazılar da bunun kanıtı. O kadın belki ona tecavüz edeceğimizi, belki de çocuğunu kaçıracağımızı düşündü. Arabanın içine bakacak zamanı bile olmadı çünkü. Böyle şeylerin günümüzde olmadığını kim iddia edebilir?

İçinizi çok sıkıştırdığımı tahmin ediyorum. Artık biraz da bu rotanın güzelliklerinden bahsedelim. Kaldığımız yerlerde elektrik şebekesi olmadığını tahmin ediyorsunuzdur. Güneş enerjisiyle belli bir saate kadar elektrik sağlanıyor ama. Su da sorun olabiliyor fakat deniz suyu ne güne duruyor? Teknolojiden kopuş ve akşamları yıldızlı gökyüzünü içimize çekmek o kadar muhteşemdi ki! Genelde bütün bir koy ya bize kalıyordu ya da 1-2 aileyle daha paylaşıyorduk.

Salary Bay – Madagaskar

Dalga sesinden başka gürültü yok, neredeyse güneşin batış sesini duyabiliyorsunuz…

Damak tadımız da çok mutluydu, komik fiyatlara harika deniz ürünlerini midemize indirdik. Hatta sabah akşam çeşit çeşit deniz böceklerini ve biz sofraya oturmadan tutulmuş balıkları yemekten sıkılıp başka yemek dilenmeye başladık.  Sonra yol boyu gördüğümüz baobaplar… Küçük, büyük, desenli, tombul, yalnız, kalabalık…

Yana Yatmış Baobap
Dev Baobap
Mami, Baobaplar ve Meyveleri
Baobaplar
Kızıl Baobaplar
Desenli Baobap

Fotoğrafını çekemediğimiz flamingo sürüsü, daha önce var olduğunu bilmediğimiz dikenli bitkiler, zebu arabaları nedeniyle oluşan trafik…

Zebu Arabası Ve Ceyda

Sonra inip bir baobabın içine giriyoruz…

Baobabın İçinden Çıkarken

Bu yolu göze alırsanız Morondava’daki o meşhur baobap yolundan çok daha fazlası bekliyor sizi.

Evet şarkı söyleyen ve uçan, ayrıca sırt çantalarına girip seyahat etmeyi seven hamam böcekleri de mevcut ama adada zehirli bir böcek olmamasını çok iyi bir haber olarak algıladık biz. Hamam böceklerine de adlar takarak yol arkadaşınız yapabilirsiniz.

Çok mu kötü bir yazı yazdım, soğudunuz mu? Yoksa benimle Madagaskar’ı keşfetmeye gelmek ister misiniz? (Güzel olurdu aslında diyenler alta yorum yazabilir ya da şuradan bana ulaşabilirler.)

 

AfrikaMadagaskarÜlkeler

Madagaskar’da ilk günümüz. Başkent Antanaviro, Antananariro, Antanaravitora…… evet Antananarivo’yu hızlıca turladıktan sonra, kendisine yerli halk gibi Tana demekten mutlu, 15 günlük yolculuğumuza hazırız. 5 günümüz yol olmayan yerlerde geçeceği için ayarladığımız 1000 senelik 4 çekerimiz ve rehber şoförümüzle buluşuyoruz. Şoförün adına hiç girmiyorum, kısaca Mami diyoruz. Bir nevi bizim manevi annemiz tabii.  Yalnız 16 yaşında gibi gözükmesi beni birazcık endişelendiriyor. Bir de pencerelerde garip bir dinamik var, dördü aynı anda hiçbir zaman açılmıyor. Belli yerlerine vurup çekerek birazcık nefes almanız mümkün. Ancak biz nasıl mutlu, nasıl heyecanlıyız! Muz ciplerini ve kuru yemişleri doldurmuşuz, tam tiri tam tiri tam tiri yola koyuluyoruz.

Grubun Fransızca konuşanı olarak görevim muavin/tercümanlık. Madagaskar’ın gelişmiş kısımlarındayız, Mami bana uzun uzun anlatıp duruyor, ben de tercüme ediyorum . “Şurası pazar, şurası kilise, şunlar zebu (Afrika öküzü), burası da tarla”. Bizim grup biraz ters bakıyor bana, çeviriyi iyi yapmadığımı düşünüyorlar ama özet geçiyorum işte, iyilikten de anlamıyorlar. Tam tiri tam tiri…

Derken yolun sağ tarafında bir kalabalık görüyoruz.

Madagaskar – Mezarlıklar

Danslar şarkılar duyuluyor. Mami hemen arabayı kenara çekip bizi indiriyor ve bana anlatmaya başlıyor.

Ölü çıkarma töreni için toplanmış köylüler

Garip bir şeyler oluyor, bizim grup olaya dalmış, ben hemen biter de kaçırırsam diye telaşlı, kenarda Mami’nin açıklamamalarını dinliyorum. Sonra da tercüme isteyecekler diye söyleniyorum. Mami diyorum, neler oluyor anlatsana hızlı hızlı. Acele etmeye gerek yokmuş meğerse, bu tören güneş batıncaya kadar sürecekmiş. Ah şu sefil büyük şehir telaşından ve bencilliğinden kurtulamamak… “Bu famadihana, yani ölü çevirme töreni” diyor Mami, benim surat sadece iki tane dev göze dönüşüyor. (Ölü çevirme deyince biraz garip oldu galiba, ortada herhangi bir şiş veya ateş yok.) Mami’nin dediğine göre ölüleri her 5 ya da 7 yılda bir çıkarıp, ipekten örtülerini değiştirip tekrar geri koyuyorlarmış. Bedenleri tamamen yok olmadan ölülerin bu dünyadan ayrılmayacaklarına inanıyorlarmış. Bu arada aynı mezarda bulunan bütün aile çıkartılıyor. O yüzden bazen 5. yılınız dolmadan da törene çevrilmek suretiyle iştirak edebiliyorsunuz. Bu arada hiiiç hüzünlü bir olay değil bu. Gülerek, eğlenerek, dans ederek yapılıyor ve bol bol içki içiliyor. Ölüleri de tepelerine kaldırıp onları da dans ettiriyorlar hop hop hop.

Çıkarttıkları kefeni taşıyan köylüler

Öbür dünyayla arada kalmış bu bedenlerle sohbet muhabbet de mümkün tabii.  Güneş batmadan yerlerine geri koyuyorlarmış temiz temiz. Ben rahatsız oldum, bizi orada isteyip istemediklerine emin olamadım başlarda. Böyle düşüncelere dalmış uzaktan fotoğraf çekmeye çalışırken birileri kolumdan tutup beni mezarlıklara soktu. Gülümseyerek bir şeyler anlatıyorlar. Allahtan içeride ceset yok. Değilse ben de vefat. Bu arada kefenler de değiştirilmeye başlandı ama çok diplerine girmek istemedik.

Aile kefeni değiştirerken köylüler

Aslında ne kadar güle oynaya yapılıyor olsa da son derece özel bir tören. Başka kaynaklarda daha farklı anlatımlara da rastladım, rahmetliyi eve taşıyıp geri getirmek gibi…

Bir müddet bu töreni izledikten sonra yolumuza devam ediyoruz. Tam tiri tam tiri. Bu arada arabaya bindikten sonra bizimkiler Mami’nin anlattıklarını soruyorlar heyecanla. Hiç abartmadan aktarıyorum. “Umarım ölülerin fotoğraflarını çekmemişinizdir, çünkü kafanız zebu kafasına dönüşebilir…”

Bizim Madagaskar macerası bittikten hemen sonra bir dergide veba hakkında bir yazıya rastladım. Madagaskar’da halen veba devam ediyormuş ve bunun en büyük nedeni olarak da bu ölü çıkarma ayinleri gösteriliyormuş. Bilemem doğru mu yanlış mı. Ancak ne kadar tuhaf ve korkunç gelirse gelsin, ölümle ilişkileri bizimkinden daha sağlıklı gibi geldi bana. (Döndükten sonra haftalarca veba oldum mu acaba diye endişe etmedim, deli deli konuşmayın. Evet belki belirtilerini ve tedavi yöntemlerini ezbere sayabilirim ama herkes yapar bunu, değil mi?!)

Bu törenlerin tarihlerini astrologlar belirliyormuş, Temmuz-Eylül döneminde giderseniz ve görmek isterseniz sorun soruşturun derim.

O zaman sizi töreni anlatan muhteşem bir animasyonla baş başa bırakayım…