BaşlangıçDünya Turu

Çocukluk hayallerimizi yeterince ciddiye almayı bilmiyoruz. 15 yaşıma kadar düşlerimi şunlar süslüyordu:

– Dünyayı dolaşmak
– Sihirbaz olmak
– Kitaplarımın onlarca dile çevrilmesi
– Uzun rastaları olan bir adamla Jamaika’da hayatımı sürdürmek (Anne, baba merak etmeyin… Artık rastaya karşı pek bir sempati beslemiyorum)
 
Sonra büyümekle fazlaca meşgul olmaya başladım ve hayatın gerçekleriyle hayallerin örtüşemeyeceğini sandım. Yine de çok şikayet etmemem gerekir. 20’li yaşlarımın büyük bir bölümü, hala nasıl becerdiğimi bilmediğim bir şekilde, o ülkeden bu ülkeye taşınarak geçirdim ve en azından monotonluktan uzak kalmayı başardım. Amma velakin devamlı ortam değiştirmek de bir yerden sonra anlamsızlaşarak gelecek kaygısına sürükleyebiliyor. 30’uma 3 kala bu duyguyla İstanbul’a döndüm ve yerleşik hayata geçerek sıradanlığın doruğunda bir yaşam sürmeye başladım.
 
30 insanı ürküten bir yaş, en azından beni ürküttü. 24 yaşındayken bir gün “Şu anda hayatımın en güzel anını yaşıyor olabilirim ve dolayısıyla bir daha asla bu kadar mutlu olamayabilirim” diye düşünmüştüm. (Evet anı yaşarken nostaljisine kapılmayı başararak olayı mahvetmişim) İşin aslı şu ki, 30 yaşına girip de bu kehanetimin gerçekleşmekte olduğunu fark edince hafiften panik olmaya başladım.  Valla kanımdaki göçmenlikten mi, 5 yaşıma kadar 3 farklı ülkede ikamet etmiş olmanın verdiği bir yere ait olamama hissinden mi, kafamı hep bulutlarda gezmesini normal karşılayan burcumdan mı, beynimdeki nöronların birbirleriyle ilişkisinden mi, pek genç yaşımda Beckettt, Satre, Camus falan okuyarak “Neden varız?” bunalımına girmiş olmamdan mı (entelektüel bir hava vereyim dedim burç sonrası), yoksa (ve büyük ihtimalle) sadece beceriksizliğimden mi kaynaklanıyor bilemiyorum, ancak ben gündelik hayata adapte olamıyorum bir türlü. Bunu kabullendikten sonra bari dedim, başka bir yol çizeyim kendime, gerçek hayata birkaç ay ara vereyim ve hala geçerliliğini koruyan ilk çocukluk hayalimi gerçekleştireyim. Belki yollarda bir yerlerde derdime derman bulurum. Bulamasam da olur ama, denemek bile güzel. Gurur duyuyor insan hafiften kendisiyle. Belki sonra da kitap olayını denerim, nitekim sakar yapım sihirbaz olmama her türlü izin vermez.
 
En çok “Tek başına gitmekten korkmuyor musun?” diye soruluyor. Korkuyorum. Zaten korkak yapıda bir insanım. Yalnızlıktan değil de, beceriksizlikten çekiniyorum daha çok. Korkunun ecele faydası da var ayrıca, hiç anlamam o lafı. Korku duygusunun tek varoluş nedeni insanı ölümden korumak değil mi? Korkuyorum korkmasına da, bir yandan da pek de abartılacak bir yanı olmadığı düşünüyorum. Sonuçta o uçaktan o uçağa zıplayacağım, dünyanın etrafını bir deve sırtında dönmeyeceğim.
 
Elbette RTW (dünyanın çevresini dönüş) biletimi almaya giderken “Oley be”, “Napıyorum sahi ben?” gibi saniyede bir değişen hisler içerisindeydim. Derken, görmek istediğim bir işareti, görmek istediğim için gördüm. Metroda elinde bastonuyla oturan bir amcanın yanı boşalınca “Gel güzel kızım yanıma otur” diye beni çağırdı. (Gözlerinin bozuk olduğunu o zaman anlamalıydım aslında). Sonra anlatmaya başladı: “Ben hastaneden geliyorum. Tek bacağım yok. Bir kazada kaybettim. Ne oldu hiç tahmin edemezsin. Pikniğe gitmiştik memlekette. Ben dereden su almaya yürürken tepeden bir traktör yuvarlanarak geldi, bacağım altında kaldı.” Benim içim cız etti ama o kadar neşeli ki amca, insan ne diyeceğini bilemiyor.  Devam etti: “Hastanedeyken hiç aklı ermeyen insanlar gördüm, ben bir bacağımı kaybetmişim ne olacak ki? Ya işte, hayatın ne getireceği belli olmuyor… Gençlere diyorum hep, isteklerinizi ertelemeyin. Öğrenci misin sen?” İşte o an ben amcayı kucaklamak istedim konumuzdan alakasız olarak, amca ya ben 31 yaşında olacağım yakında. (Gözlerinin bozukluğu kanıtlandı). “Neyse kızım Mecidiyeköy burası değil mi? İnmeliyim ben. Yolun açık olsun”
 

İşte öyle bu amcanın bu konuşmasını ben bir işaret olarak kabul ettim, rahatladım. Yolum da açık olur umarım…

 
BaşlangıçDünya Turu

Ana uçuş rotam şimdilik şu şekilde gözüküyor. İstanbul – Mumbai – Bangkok – Seul – Tokyo – Los Angeles – Toronto – Punta Cana – Lima – Buenos Aires – Sao Paolo – İstanbul. Güneydoğu Asya, Karayipler ve Güney Amerika’da karadan da yolculuk yapmayı hedefliyorum. Bazı arkadaşlarımın rotamın belli kısımlarına gelmek istediklerini biliyorum. Bana isteklerinizi mail atın 🙂 Bu arada, adı geçen memleketlerde beni Tanrı misafiri olarak görecek tanıdıklarınız varsa hiç çekinmeyin, hemen haber verin 🙂

BaşlangıçDünya Turu

Kar altındaki hazırlık çalışmaları, banka kuyrukları, yenilenen pasaport, sigorta, vize, alışveriş, aşılar, doktorlar, dişçi, İnci profiterol tüketimleri, ezberlenen bloglar, okunan kitaplar, izlenen belgeseller, yol için hazırlanan müzik listesi,  İstanbul’un en soğuk gününde Nevizade’de bulunan veya tamamen kaybedilen kafa (tüm cengaverlere sevgilerimi sunarım ve de böreğe), kahkahlar kihkihler, doğum günü şenlikleri, birbirinden ilginç hediyeler  ve kebap rakı derken zaman nasıl geçti pek anlamadım. Son gece saat 12’de çantamı hazırlamaya başladım. Götürmek istediklerimin yarısından vazgeçtim sırtıma alınca, diğer yarısı mis kokulu, ütülü ve düzenli bir şekilde yerleştirildi. (Yarın her şey dağılmış, 4 güne de pis olacak) Yine de ağır. Biraz önce ayna karşısında “zavallı kız” suratları çalıştım. Bana acıyarak çantamı sırtlayacak delikanlılarla karşılaşmayı umuyorum. Yok öpücükle olmaz, helal süt emmiş bir Türk kızıyım neticesinde.

Tüm gün herkes heyecanlı mıyım diye sordu.
Evet.
Saat sabah 4:30.
Uykum hiç yok, midemde hafif bir yanma.
Bikinimi bulamadım, küçük kameramın şarj aletini de.
Gözlüğüm de atmak üzere olduğum plastik bir torbadan çıktı uzun aramalar sonrası.
 

Yaş da 31 oldu. Terbiyesiz bir sayı bu Türkçe’de. O yüzden sevmiyorum hiç. 30 demeye devam edeceğim. Zaman zaman da 26… 25 çok klişe çünkü. Bakalım nasıl olacak. Dine imana geldim heyecandan. Haydi Bismillah… İlk durak Hindistan…

Günlüğe devam etmek için tıklayın! Asya Kıtası