Amerika KıtasıBrezilyaBrezilya-DTDünya TuruLatin AmerikaÜlkeler

Florianapolis

Marachel, Mondo Nuovo ve Paraguay duraklamalı uzuuuun bir yolculuktan sonra Florianapolis’e ulaştık. Atlantik sularında, Santa Catarina adası üzerine kurulmuş bir şehir kendisi. Kalabalık merkezi terk ettiğiniz an yemyeşil tepeler arasındaki kumsallar ve  balıkçı köyleri selamlıyor sizi. Bu kadar suyla haşır neşir olan bir şehir bana ister istemez İstanbul’u hatırlattı. Kanım çabucak ısındı. Uzun süren kötü hava şartları da moralimi bozmadı. Bomboş kumsalda kayaların arkasında patlayan dev dalgalara bakmak hücrelerimi yeniledi. (öyle hissettim daha doğrusu)

Güneşli bir günde, eller havayalı bir tekne turuyla başladı maceramız. Andreia cüzdanını evde unuttuğu için bendeki nakit paraya kaldık. Yemek molamızda her şeyimizi kuruş kuruş hesapladığımızı gören garson, “bozuklar kalsın abla” dedi… Mutlu olduk. Bir şişe su aldık.

yemek molası koyu

Burası da köy

Rehberimiz yarı Türk çıktı bu arada, bizi bu yörenin tarihi hakkında Portekizce aydınlattı. Andreia büyük bir sabırla detaylı açıklamaları çevirdiyse de ben tam takip edemedim. Yine felaket bir hapishane gördük. Hain askerleri bir odaya tıkıyorlarmış. Yemek, su, tuvalet falan yok tabii. Zavallı askerler biri ölünce içini açıp biriken dışkıyı dolduruyorlarmış ki en azından biraz temizlensin ortalık. Cıstak cıstak giderken bir yunus sürüsüne, bir de yolunu kaybetmiş olan bir penguene rastladık. Nasıl tatlı yüzüyordu…

Neyse buradaki zamanımı gün gün anlatmam biraz sıkıcı olabilir. Yaptığım 2 ilginç aktiviteden bahsedeyim. Birincisi manyak bir rüzgar eşliğinde Huacachina’daki gibi kum tepelerinden kızakla kaymaktı…  İnsan iyice sersemliyor…

 

İkinci acayip deneyim de cachaça yapılan bir atölyeye off-off road bir yoldan besmele çeke çeke gitmemiz oldu… Cachaça şeker pancarından yapılan bir içki bu arada. Gittiğimiz yerdeki adam manyak çıktı. Tatmamız için cachaçaları büyük büyük bardaklara doldurdu. Sonra işlenmemiş %70 alkol barındıran bir şişeden ikram etti. Dilimizi dokundurduk anca. Daha öğlen olmamış… İçemediğimiz koca bardağı boşa götürmedi merak etmeyin, tahta masaya dökerek ateşe verdi. Bunları muhabbet olsun diye yapıyor en fenası, turistik bir yer falan sanmayın… Sonunda Andreia 2 litre normal cachaça almaya karar verdi. Amca bulduğu ilk şileye dolduruyor verilen siparişi. Andreia’nın şansına plastik kola şişesi düştü. İçindeki kolayı döktü, hop şöyle bir çalkaladı, sonra cachaçayı doldurmaya başladı. Biz hayret dolu gözlerle adamı izliyoruz.. Ben kopmamak için dışarı çıkıp çiçek böcek inceledim. Neyse pek leziz ama… Bir parçasını çaldım, Rio’da bitirmezsem İstanbul’a kadar yolu var.

 Çok ucuz olduğundan löp löp istiridyeler, midyeler, karidesler yedim.

 
Bir sürü farklı insanın evinde konakladım. Deli dolu muhabbetler dinledim ama çoğunu anlamadım. Ermiş bir kişi hareketlerimden, burcumdan ve kan grubumdan yola çıkarak kişilik analizimi yaptı. Pek ulu bir insan çıktım. Hatta bir uzaylı… Bana saygıyla yaklaşmanızı öneririm. Köpek dostlarım da oldu. Hamakta uyuklamaya çalışırken patisini tutmam konusunda ısrar eden Golden’ın yeri ayrı tabii.  Bir de en sonunda mate ikram ettiler bana. Arjantin’den beri bu anı bekliyordum. Mate bir ot. Özel bir kaba koyup üstüne devamlı sıcak su ekliyorlar. Metal bir kamışla içiliyor. Size verildiğinde su bitine kadar içmeniz sonra bir sonrakine uzatmanız gerekiyor. Bu arada kamış değişmiyor. Biraz iğrenç bir olay yani. Hem acı, hem ağzınız yanıyor, hem de tükürük deposu. Yine de eğlenceli geldi bana.
 
Andreia’ya 3000 küsür kilometre yapmışız… Ben kilometrelerimi arttırmak amacıyla Rio’ya da otobüsle gitmeye karar verdim. 18 saatlik bir yolculuk sonrası sersem bir halde Rio’dan yazıyorum bu yazıyı.  Bir sonraki yazım bayağı ilginç olacak ama, söz…

Tartışmaya katıl

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir