Asya KıtasıDünya TuruGüney AsyaHindistanHindistan-DTÜlkeler

Goa’dan Haydarabad’a

Yazıya başlamadan önce geçmiş olsun dileklerini gönderip halimi hatrımı soran herkese çok teşekkür etmek istiyorum… Her aldığım yeni mesaj kendimi çok daha iyi hissetmeme neden oluyor.

Bu arada inanılmaz ama gerçek Goa’dan ayrıldım! Ayağım biraz daha iyileşince köyümdeki turizm ajansına gidip Haydarabad’a uçak bileti aldım. Bir yığın şirket ismi saydı, ben bir Air India’yı  biliyorum, bir de Kingfisher adı çok tanıdık çünkü buranın Efes’i. Kingfisher olsun dedim, bira markasının güven uyandırdığı tek insan ben olabilirim şu dünyada. Neyse uçak Salı saat 2’de, kadın “Sabah 10 gibi gelin uçak saatinizi kontrol edelim” dedi. Güldüm, “Olur ama erkene alınma ihtimali yoktur herhalde, değil mi?” dedim. Kadın “Bazen erkene de alabiliyorlar” dedi, kendimi tutamadım, koptum. Şirin bir kadındı, beraber kopuştuk.

Ertesi gün köy halkıyla helalleştik, bana geldiğimden beri pis pis bakan bir inek vardı, yol boyunca süzüyor namussuz, ona dil çıkardım (Gerçekten çıkardım). Oturunca koltuğu çöken bir taksiye bindim erkenden, ne olur ne olmaz,  burası Hindistan çünkü. Sağlı sollu el sallayarak film yıldızı gibi ayrıldım. Hemencecik bir nostalji çöktü içime. Güneş batarken sahilin halini düşündüm gözlerimi kapatıp.  Gökyüzü pembe, insanlar siluet haline gelmişler, kuma yansıyan gölgeleriyle bir olmuşlar. Herkes huzurlu, birbirine karışmış… Top oynayanlar, fotoğraf çekenler, yürüyenler, inekleri yıkayanlar var etrafta. Ve bunların oluşturduğu sadece arka planda kalan mutlu bir gürültü… Sonra kulübelerden gelen müzik, deniz kokus, ve yürüdükçe ayağınızı okşayan yumuşacık kum… Hayal gibi… Yok kelimelerle anlatamıyorum ama istediğimde tak o anlara gidebiliyorum. Bana Goa’dan hatıra kaldı.

Neyse bizim taksi tren yoluna gelince durdu. Tren falan yok etrafta, 20 dakika bekledik herhalde, sonra açtılar. Herkes tüm şeritlere yayıldığı için kilit olduk tabii, bir 20 dakika da  o şekilde geçti, yine de vaktinde vardım. Uçağı beklerken gözlerimi kapadım azıcık, tepemde bir televizyon, Hintçe bir film gösteriyor. Arada İngilizce kelimelerde kullanıyorlar. Ben uykuya yaklaştıkça o filmi anlamaya, gözlerim kapalı izlemeye başladım. Uykudan uzaklaştıkça kelimelerin teker teker Hintçeye dönmesine şaşırdım. Gerçekle rüya arasında bir yerlerde, belki de gerçekten anladım, kim bilir… Çok garip hissettim kendimi sonra.
Pırpır bir uçakla Haydarabad’a indik. Otobüse bindik sonra. Otobüsün kapıları bozuk, giderken otomatik olarak açılıyor, şoför inip kapatıyor, 10 metre sonra yine bu durum tekrar ediyor. Neyse ben yine kahkahalarla gülmeye başladım. Şoför abi bana pis bir bakış attı, ciddileştim.

Indranil beni karşılamaya geldi. Şehir turu yaparak evine gittik. Bu noktada sizi hayal kırıklığına uğratabilecek bir şey söylemek istiyorum. Bizlere yıllardır ne kadar misafirperver bir halk olduğumuz söyleniyor ya, yalan o. Bir tek Avrupa’yla karşılaştırıldığında belki doğru olabilir. Ama ben buradaki gibi bir misafirperverlik görmedim. Mumbai’de Sandipa ve Sanu beni hiç tanımadıkları halde inanılmaz bir şekilde ağırlamışlardı. Indranil  muhteşem bir ev sahibi olmasının yanı sıra bir de bileğimle ilgilendi. Buz torbaları, bandajlar falan derken şiş de inmeye başladı biraz biraz. Yine deli gibi yiyorum. Kendisi Sanu gibi çok yetenekli bir aşçı. Hintli erkeklerin %75’inin mutfağa girmediğini söyledi ama benim kaldığım 2 evdeki gözlemlerime göre %100 oranda mutfaktalar ve çok başarılar. İnsan nasıl teşekkür edeceğini şaşırıyor, kendi misafirperverliğini sorguluyor…

indranil yemek

Bu ülkeden ayrılmayı hiç istemiyorum. Bangkok’a uçak biletim bu Pazar. Ertelemek istedim ama 10 Mart’a kadar uçaklar doluymuş. Ben de bir daha gelmek üzere 19 Şubat’ta yoluma devam etme kararı verdim boynumu büküp.

Haydarabad’da neler yapıyorsun diye sorarsanız, o da bir sonra ki yazıya…

Tartışmaya katıl

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir